Dijital Bir Madlen Keki

post-title

Bir sabah uyanıyorsunuz, kahvenizi yudumlarken e-posta kutunuzdaki o bildik dijital yığının –promosyonlar, okumaya asla vakit bulamayacağınız bültenler ve evrenin genişlemesine hiçbir katkısı olmayan o meşhur "acil" maillerin– arasında bir mesaj parlıyor. Gönderici kısmında FutureMe yazıyor. Konu başlığı ise sade ama bir o kadar da iddialı: "Geçen Seneki Senden".

Bilmeyenler için hemen bir parantez açayım; FutureMe, gelecekteki bir tarihe, bizzat kendinize e-posta atmanızı sağlayan çok naif bir dijital zaman kapsülü. Kendi kendinize kurduğunuz tatlı bir pusu da diyebiliriz. İşte tam bir yıl önce, bugün okuyacağımı bilerek o kapsülün içine birkaç satır fırlatmışım. Tıklayıp mektubu açarken, insanın içine ister istemez hafif bir tebessümle karışık, "Acaba yine hangi dertleri dünyanın sonu sandım?" gerginliği yerleşiyor.

Edebiyat tarihinin o meşhur sahnesini bilirsiniz; Marcel Proust, Kayıp Zamanın İzinde serisinde sıradan bir kış gününü anlatırken, çayına batırdığı o küçük, istiridye kabuğu şeklindeki madlen kekinden bir ısırık alır. Ve o tek lokma, damağına yayılan o tanıdık tat; zihninin derinliklerinde uyuyan koca bir geçmişi, unuttuğunu sandığı günleri tüm renkleri, sesleri ve hüznüyle saniyeler içinde bugüne taşır. Psikolojide "Proust anı" veya "istemsiz hafıza" denen bu sarsıcı sıçrama, geçmişin kapılarının rasyonel bir çabayla değil, küçücük bir tetikleyiciyle aniden ardına kadar açılmasıdır.

İşte o sabah ekranda beliren satırlar da benim dijital madlen kekim oluveriyor.

E-postayı okurken satırlardaki 'ben', o kadar tanıdık ama bir o kadar da uzak bir dost gibi... Hatırlıyorum o günleri. Hayatın direksiyonunu sımsıkı tuttuğum, parmak boğumlarımın beyazladığı, en ufak bir sarsıntıda rotadan çıkacağımı sandığım o gergin dönemler. Bir yanda geleceği bir satranç ustası gibi, on hamle sonrasını düşünerek kurgulama telaşı; diğer yanda "Acaba doğru yolda mıyım?" şüphesinin zihnimi kemiren o ince sızısı. Düşünsenize; önünüzde uzanan devasa bir belirsizlik denizi var ve siz elinizdeki o küçücük, kırılgan sandalla fırtınaları hesaplamaya, dalgalara söz geçirmeye çalışıyorsunuz.

Şimdi ekran karşısında o satırları okurken, geçen seneki o kasıntı, her şeyi kontrol altında tutmaya çalışan, omuzlarına dünyanın yükünü bindirmiş halime şefkatle gülümsüyorum. Kendi geçmişinize dışarıdan, adeta bir tiyatro oyununu izler gibi bakınca, Danimarkalı filozof Soren Kierkegaard’ın o meşhur ve sarsıcı tespiti tam da o an ete kemiğe bürünüyor:

"Hayat sadece geriye doğru anlaşılabilir; ancak ileriye doğru yaşanmak zorundadır."

Ne kadar da haklı. Mektubu yazan o geçmişteki versiyonum, bugünkü 'ben'in hangi virajlardan geçeceğini, neleri dert edip neleri ilk yokuşta rüzgara bırakacağını hiç bilmiyordu. Bizler, özellikle de modern çağın hız sarhoşu insanları olarak, sürekli bir planlama, geleceği "fethetme" telaşı içindeyiz. Sanıyoruz ki bugünden yarına attığımız sıkı çengeller, bizi hayatın sürprizlerinden koruyacak. Oysa zaman taslakları sevmeyen, her an doğaçlama yapan usta ve biraz da muzip bir yazar.

Geçen seneki o büyük kaygılara, "kesinlikle başarmalıyım" dediğim dönüm noktalarına bakıyorum da… Hayatımın merkezine koyduğum bazı dertleri çoktan unutmuşum; yıkılırım sandığım bazı başarısızlıklar ise beni bugün olduğum yere taşıyan en sağlam köprülere dönüşmüş. İyi ki o muazzam planlarımın bazıları tutmamış diyorum. Geriye dönüp baktığımızda, o gün fırtına koparıyor sandığımız olayların aslında sadece yelkenimizi dolduran birer meltem olduğunu, bizi biz yapan şeyin o kusursuz rotalar değil, rotadan saptığımızda verdiğimiz tepkiler olduğunu görüyoruz. Hayatın ironisi de tam burada saklı; dersi ancak sınavı geçtikten çok sonra, kendi not kağıdımızı okurken alabiliyoruz.

Şimdi, bu yazıyı bitirirken tarayıcımda yeni bir sekme açıyorum. Gelecek seneki bana bir mektup daha yazacağım. Ama bu kez ona upuzun bir yapılacaklar listesi veya omuzlarını çökertecek ağır hedefler bırakmayacağım. Sadece şu basit notu düşeceğim:

"Şu an neyi kafana takıyorsan, bil ki bir yıl sonra o madlen kekinin tadı kadar bile kalıcı olmayacak. Direksiyonu bu kadar sıkmayı bırak, yolculuğun tadını çıkar ve o çok korktuğun belirsizlikle savaşmak yerine onunla dans etmeyi öğren. Çünkü en güzel hikayeler, haritada olmayan yollarda yazılır."

Hayat, geriye doğru bakıp gülümsediğimiz, ileriye doğru ise cesaretle adımladığımız uzun, ince ve son derece keyifli bir yol. Seneye aynı posta kutusunda görüşmek üzere.

Sevgilerimle,

E-Bülten

Aboneliği