Kılıçları Çekme Vakti

post-title

Şu sıralar Kindle’da okuduğum, Alfred Adler’in felsefesini sarsıcı bir sadelikle anlatan Sevilmeme Cesareti kitabında Büyük İskender ve meşhur Gordion Düğümü efsanesini yeni öğrendim. Hani şu Frigya’daki tapınağa sıkı sıkıya bağlanmış, "Bunu çözen Asya’nın hakimi olur" denilen efsanevi kördüğüm. Herkes yıllarca kan ter içinde, tırnaklarını kanatarak o karmaşık ipleri usulca çözmeye çalışırken, İskender gelir, duruma şöyle bir bakar ve kılıcını çekip düğümü tek hamlede ortadan ikiye böler. Adlerci psikoloji de der ki; insan ilişkilerindeki açmazlar da tam olarak bu düğüme benzer. Bizler çoğu zaman başkalarına ait olan ipleri kendi iplerimizden ayırmak yerine, o kördüğümü ince ince çözmeye çalışırken asıl hayatı ıskalarız. Adler, bunun panzehirine "görevlerin ayrılması" adını veriyor.

Özel hayatımıza şöyle bir dışarıdan, dürüstçe bakalım; pek çoğumuz sevdiğimiz insanların dertlerini, kendi derdimizmiş gibi sırtlanmaya ne kadar da teşneyiz. Güneşi Yengeç, yükseleni Akrep biri olarak empati kurmanın ve duygusal derinliğin ne demek olduğunu çok iyi bildiğimi söyleyebilirim. Ancak tam da bu sebepten, birilerinin krizlerini kendi üzerime almanın veya sınırlarımın esnetilmesine izin vermenin koca bir yanılgı olduğunun da farkındayım. Çevremde, sırf yanındakinin sıradan bir sessizliğinden bile zihninde devasa düğümler yaratan, kendi kendini yiyip bitiren o kadar çok insan var ki... Oysa İskender’in kılıcı tam da burada, ilişkilerin o görünmez sınırlarında devreye girmeli. Yani, karşımdakinin duygusu onun görevidir, benim tepkim ise benim…

Tabii, bu noktada çok ince ama hayati bir denge var. Sınır çekmek; bencilce bir izolasyonu seçmek ya da "herkes kendi başının çaresine baksın" kibrine bürünmek demek değildir. Tam tersine, gerçek bağlar ancak bu ayrımı yapabildiğimizde kurulur. Sahici bir yol arkadaşlığı; sevdiğimiz insanın yanına oturup o kendi düğümünü çözerken ona şefkatle eşlik etmek, hislerini dinlemektir. İpleri onun elinden kapıp telaşla o düğümü onun adına çözmeye çalışmak değil… Mesele bağ kurmamak değil, birbirimize "kördüğüm" olmadan, özgürce bağlanabilmektir.

İlginçtir ki, bu "başkalarının iplerine dolanma" eğilimi evimizin kapısından çıktığımızda mucizevi bir şekilde kaybolmaz. Şapkamı değiştirip koç koltuğuna oturduğumda, karşılaştığım manzara bu felsefenin iş dünyasındaki izdüşümüdür. Karşıma oturan pek çok parlak profesyonel, ekiplerinin kendi başlarına çözmesi gereken sorunları sırf "destekleyici bir yönetici" olmak adına sırtlandıkları için o koltuğa yorgun düşerler. İş dünyasının kendisi de çoğu zaman; sonsuz e-posta zincirleri, herkesin dahil edildiği ama kimsenin inisiyatif almadığı o "bitkisel hayattaki" süreçlerle tam bir düğüm atölyesi gibi çalışmaz mı? Ortak akıl ve iş birliği elbette elzemdir; ancak dinlemeyi ve kapsayıcılığı, "herkesi memnun etme çabasıyla" karıştırırsanız, o şirkette hareket durur.

İşte bu yüzden liderlik dediğimiz o efsunlu kelime, herkesin çekiştirdiği ipleri usulca, kimseyi kırmadan gevşetmeye çalışmak değildir. Sahici liderlik, bazen o karar masasına oturup "Bu süreç artık çalışmıyor, bunu onarmakla daha fazla vakit kaybetmeyeceğiz, fişini çekiyoruz" diyebilme cesaretidir. Stratejik vazgeçişi uygulayabilmektir. İskender o düğümü herkesi memnun ederek çözmeye çalışsaydı, bugün tarihe bir fatih olarak değil, sabırlı bir halı dokumacısı olarak geçerdi.

Günümüzün "sürekli pozitif ol" ve "herkesi kurtar" diktatörlüğünde, hem özel hayatımızda hem de kariyerimizde sağlam kalabilmenin tek yolu o kılıcı kuşanmaktan geçiyor. Kimsenin duygusal ebeveyni ya da iflas etmiş bir sürecin sabırlı arabulucusu olmak zorunda değiliz. Biz kılıcımızı kendi adımlarımızı ve sınırlarımızı netleştirmek için bileyelim. Unutmayalım ki; bir düğümü cesaretle kesip atmak, sadece kendimizi değil, ilişkilerimizi ve işimizi de o boğucu yükten kurtarmanın en dürüst yoludur.

Sevgilerimle,

E-Bülten

Aboneliği