Bu aralar Semih ile hayatın o devasa satranç tahtasında birkaç bilinmezin yerini aynı anda değiştiriyoruz. Hem de epeyce iddialı hamlelerle... Hayatın o meşhur "çat kapı" sınavlarından birinden daha geçiyoruz ve güzel haber şu ki; bu sınavlardan da yine el ele, "pekiyi" ile geçmeyi başardık.
Fakat bu yorucu ama bir o kadar da keyifli süreçte, altını kalın bir fosforlu kalemle çizdiğim çok net bir gerçek var: Dostlar çok önemli. Ama öyle sıradan, laf olsun diye söylenen bir önemden bahsetmiyorum. Hayatın o yorucu bilinmezlikleri içinde savrulurken, sahiden "gördüğünüz", duyulduğunuz ve filtresizce kendiniz olabildiğiniz o sevdiklerinizle yan yana gelmenin insanı nasıl şarj ettiğinden, ruhun o bitmiş bataryasını nasıl saniyeler içinde fullediğinden bahsediyorum.
Elbette hayatın o geniş yelpazesinde "orta şekerli" dostluklar da var. Onlar, o meşhur "small talk" (havadan sudan sohbetler) arafında asılı kalan, derinleşmeyen ama günlük ritimde yüzümüzü gülümseten, zararsız ve hoşgörüyle kucakladığımız ilişkiler. Zaten kişisel gelişim aforizmalarının havada uçuştuğu, herkesin birbirine enerji frekanslarından bahsettiği bu çağda, sürekli birilerine tahammül edip "ermemek" mümkün değil! Tabii benim o net ve biraz da keskin bir şiarım var, çok severim: "Seni seviyorsam bilirsin, ama seni sevmiyorsam kesin bilirsin!" Bu şeffaflık bazen yorucu olsa da, Semih o muazzam olgunluğuyla her seferinde havalanan ayaklarımı usulca yere bastırır. İkimiz de hala hayatın o büyük sınıfında öğrenciyiz, öğreniyoruz.
Ama bu öğrenme sürecinde, insan ilişkilerine dair çok sarsıcı bir gözlemim var bugünlerde.
Geçenlerde bir arkadaşım, o hepimizin maruz kaldığı "felaket tellalı" insan tipini o kadar güzel özetledi ki, gülmekten kendimi alamadım. Şöyle anlatmıştı o yorucu döngüyü: "Bekarken harikaydık, etrafımızdakiler 'Şimdi iyisiniz, evlenince göreceksiniz' dediler. Evlendik, çok mutluyduk, 'Evlilik cicim ayıdır, çocuk olunca ben sizi görürüm' dediler. Çocuk oldu, uykusuzduk ama dünyanın en güzel hissiydi, bu sefer de 'Şimdi iyi günleriniz, o çocuk bir büyüsün, dertleri büyüsün o zaman göreceksiniz' dediler. En sonunda dayanamadım ve patladım: Yahu olmuyor bize bir şey! İyiyiz işte, mutluyuz!"
Arkadaşım bu isyanın ardından, o gizli kriz bekçileriyle, o felaket tellallarıyla arasına devasa bir mesafe koymuş. Ne kadar da haklı!
İşte bu noktada, o yüzyıllardır dilimize pelesenk olmuş, yere göğe sığdıramadığımız en büyük sosyal illüzyonlarımızdan biri çöküyor: "Kötü gün dostu" efsanesi.
Size belki biraz provokatif gelecek ama bence kötü gün dostu olmak, dünyanın en kolay işidir. Çünkü insan doğası karanlıktır. Biri düştüğünde, iflas ettiğinde, ayrıldığında ya da bir kriz yaşadığında onun yanında durmak, ona omuz vermek egomuzu sinsice okşar. İnsanlar, "Aman çok şükür benim başıma gelmedi" diyerek gizli bir rahatlamayla taşa vuracakları o trajik hikayeleri dinlemeye bayılırlar. Birinin enkazının başında beklerken "kurtarıcı" rolünü oynamak çok konforludur. Acı, insanları çok kolay birleştirir.
Asıl marifet, asıl o nadide ve zor bulunan şey; "İyi gün dostu" olabilmektir.
Siz başardığınızda, siz mutlu olduğunuzda, siz hayatınızın o en parlak döneminden geçerken; o ışığa bakarken gözleri kamaşmayan, için için haset etmeyen dostlar bulabilmektir mesele. Sizin o yükselişinizi, başarınızı, sevincinizi —içinde zerre kadar bir kıskançlık kırıntısı olmadan— kendi başarısıymış gibi, avuçları patlarcasına alkışlayabilen o "iyi gün" dostlarına sahip olmaktır asıl zenginlik.
Siz koşarken arkanızdan çelme takanları, düşmenizi bekleyenleri veya "Dur bakalım ne zaman yorulacak" diye izleyenleri geçin. Asıl dost, siz tam hızınızı almışken arkanızdan iten, göğsü kabararak "Yürü be! Kim tutar seni!" diyen o muazzam insanlardır.
Bugün etrafıma bakıyorum da, Allah'tan sık sık telefonlaştığımız, birbirimizin o delice fikirlerine "Tam gaz devam!" diyerek körükle giden, enerjimizi sömüren değil, enerjimize enerji katan o şahane canlarımız var hayatımızda. Küçük dertleri büyütenlerin değil, büyük sevinçleri çoğaltanların masasında oturuyoruz.
O zaman, hayatın bilinmezliklerine kadeh kaldıran, kötü gün tellallarını hayatından usulca çıkaran ve sevdiklerinin başarısını kendi başarısı gibi kutlayabilen o kalbi geniş insanlara selam olsun.
Sırtınızdan itenleriniz, "yürü" diyenleriniz ve ağzınızın tadı bol olsun! Haydi iyi yazlar efenim, iyi yazlar dostlar!
Sevgilerimle,
