"Levent Yolu Manifestosu" yazımla ilgili görece fazla geri dönüş ve mesaj aldım. Ve evet, yazının bu kadar ilgi görmesi, aslında hepimizin ortak bir frekansta buluştuğunu gösteriyor; küçük, günlük etik ihlallerin, hayatın büyük resmine dair ne çok şey fısıldadığını içten içe bildiğimizi… Madem öyle, bugün de modern insanın, özellikle de plaza hayatının en sıkışık, en gözlemlemeye müsait anlarından birine, yani asansörlere odaklanalım. Çünkü o metal kutular, sadece bizi katlar arasında taşımakla kalmıyor, aynı zamanda günümüz insanının tüm sabırsızlık, 'ben-merkezcilik' ve o 'sanki bir daha basınca daha hızlı gelecek' yanılgısını benim için bir açık ders gibi sergiliyor.
Geçtiğimiz hafta yaşadığım bir asansör anısı, bu durumu öyle dikkat çekici bir şekilde özetledi ki, içimden "ah işte!" dedim. Ben asansördeyim, kapılar ağır ağır kapanıyor ve asansör yukarı hareket etmek üzere. Tam o kritik saniyede, yani asansör henüz harekete geçemeden, dışarıda bekleyen birisi yukarı tuşuna, büyük bir hışımla, bir kez daha bastı. Kapılar, usulca yeniden açıldı. Sonra, sanki asansörün mekaniği basınca hızlanacakmış gibi, bir kez daha bastı. Kapılar kapandı, tekrar açıldı. Üçüncü basışta, artık sadece yukarı çıkamıyor olmakla kalmamış, hep birlikte bir zaman döngüsünün kısır döngüsüne hapsolmuştuk. Bizim yukarı çıkışımız, o anlamsız tuşlara basma ritüeli yüzünden tam bir eziyete dönüşmüş oldu.
Benim o anki iç feryadım, yüzümdeki tonlamaya, omuzlarımdaki hafif düşüşe ve gözlerimdeki "Anlamıyor musun?" bakışına öylesine yansımış olacak ki, yanımda duran İspanyol bir meslektaşım bana döndü, gülümsedi ve sadece şunu dedi: "Te entiendo (Seni anlıyorum)" ve dostça bana sarıldı. O an, o kısa temas ve o İspanyolca cümle, bana bir anlık huzur ve aynı zamanda derin bir düşünme fırsatı verdi.
Şimdi gelelim asıl soruya: O İspanyol meslektaşım, bambaşka bir kültürden gelmesine rağmen, o küçücük anda benim ne hissettiğimi anlayabiliyor da, kapının dışındaki, muhtemelen benimle aynı plazada çalışan o iş insanı nasıl beni anlayamıyor? O "bir kez daha basma" refleksi, sadece bir düğmeye basmak değil, aynı zamanda "Benim zamanım, sizin zamanınızdan daha değerli" diyen görünmez bir manifesto değil midir? O saniyelik "kazanç" uğruna, içerideki 5-6 kişinin zamanını, enerjisini ve sabrını hiçe saymak... Bu, Levent trafiğindeki o "görünmez şerit" oluşturma kurnazlığının, 1080p çözünürlüğünde, kapalı ve klimalı bir alandaki hali değil midir? Üstelik bu sefer, kaçacak yer de yok!
Kurumsal hayat, bize sürekli süreç optimizasyonu, verimlilik ve zaman yönetimi gibi kavramları empoze eder. Ancak o tuşa bir daha, bir daha basarak, basit bir mekaniği optimize etmeye çalışırken, aslında sosyal verimliliği ve ortak yaşamın ahengini dinamitliyoruz. Bu, bilgiyi içselleştirmeden sadece yüzeyde kalan o banalliğin bir başka, daha da incelikli tezahürüdür. Herkesin "çok meşgul" olduğu bir dünyada, kimsenin kimsenin meşguliyetini hesaba katmadığı tuhaf bir ikilem bu bence.
Oysa o İspanyol iş arkadaşım, o küçücük anda, dil bariyerlerini aşan, kültürler üstü bir empati kurabildi benimle. Anladı ki benim tepkim, o an yukarı çıkamamaktan ziyade, basit bir etik kuralın, ortak bir saygının ve kolektif yaşamın görünmez kurallarının hiçe sayılmasına duyulan minik bir isyandı. Bu, bir nevi mikro-adalet arayışıydı.
Belki de plaza katları arasında yükselirken, asıl yükselmemiz gereken yer, o tuşa bir kez daha basmadan sabırla beklemeyi öğreneceğimiz insanlık katıdır. Kendi acelemizin, başkalarının zamanına ve sınırlarına mal olduğunu fark etmek, en az bir stratejik rapor hazırlamak kadar değerli, hatta belki daha da öncelikli bir çalışmadır. Çünkü sürdürülebilir bir gelecek, sadece performans sonuçlarıyla değil, aynı zamanda bu küçük insani detaylarla inşa edilir, edilmelidir. Toplumsal bir ahengin temeli, işte bu gibi "küçük" anlarda atılır.
Siz de bu "asansör terörü"ne, bu 'bir daha basma sendromu'na tanık oldunuz mu? Benimki de soru! Tabii ki de oldunuz! Peki, o tuşa bir kez daha basanları gördüğünüzde tepkiniz ne oluyor? Ya da belki siz de -farkında olmadan- o tuşa bir kez daha basanlardansınızdır? Yorumlarda buluşalım, bu mikro-dramın derinliklerine inelim ve plaza katları arasında kaybolan o insani anları yeniden keşfedelim.
Sevgilerimle,
