Bazen öyle bir an gelir ki, hayatın koşuşturmacası içinde minicik bir detay, kocaman bir kapı açar zihninde. Benim için son zamanlarda bu kapıyı açan şey, babamın bana gönderdiği kısacık bir YouTube videosuydu. Hani derler ya, "küçük detaylarda saklıdır büyük hakikatler," işte aynen öyle bir şeydi. Eğer izlemediyseniz, hemen şuradan bir bakın derim: <Kötülükle Mücadele Etmenin Yolu-Şaban Ali Düzgün> Çünkü bugün üzerine kelimeler dökeceğim konu, hepimizin hayatında bir şekilde karşısına çıkan o "kötülük" meselesi ve onunla başa çıkmanın belki de en 'şaşırtıcı' yolu!
Videoda öyle güzel bir hikaye anlatılıyor ki, hemen sizinle paylaşmak istedim. Japon bir bilge ve genç bir öğrencisi... Bilge, kuma şöyle 60 cm'lik bir çizgi çiziyor ve gence soruyor: "Bak bakalım bunu nasıl küçülteceksin?" Bizim genç, gayet mantıklı, hemen eğilip o çizgiyi silmeye çalışıyor. Klasik değil mi? Bir problem var, hadi ortadan kaldıralım! Ama bilge usulca gülümsüyor, "Bekle bakalım," der gibi.
Aradan zaman geçiyor, genç tekrar geliyor. Bu sefer daha yaratıcı! "Silmek yetmiyor," diye düşünmüş herhalde, çizgiyi toprakla örtmeye çalışıyor. Kötü bir şeyi görmezden gelmek, üstünü kapamak... Bu da tanıdık bir strateji, değil mi? Ama sonuç yine hüsran. Çünkü silmek de örtmek de, o çizginin varlığını gerçek anlamda yok etmiyor, sadece gözümüzden uzaklaştırıyor. Tıpkı hayatımızdaki toksik insanları görmezden gelmek gibi; onlar hala varlar, sadece sen kafanı kuma gömdün.
Genç en sonunda pes ediyor, "Bilmiyorum, yapamıyorum," diyor çaresizce. Ve işte o an, bilgenin ustalığı ortaya çıkıyor! O 60 cm'lik çizginin hemen yanına, 1 m 20 cm'lik, kocaman bir başka çizgi çiziyor. Ve ne oluyor biliyor musunuz? O ilk çizgi, kendi başına küçülüveriyor! Sanki sihirli bir el değmiş gibi...
Peki bu ne demek oluyor bizim için, bu modern çağın karmaşasında?
Aslında çok basit ve bir o kadar da devrimci bir ders var burada: Kötülükle, onu doğrudan hedef alarak, onunla didişerek, ona yüzümüzü çevirerek veya onunla aynı frekansta mücadele ederek başa çıkmak... Zor iş zor! Hatta çoğu zaman bizi de o "kötülük" çemberinin içine çekiyor, bu da cabası! Birisi sana laf mı attı? Hemen karşılık verip kavganın ortasına dalmak, o çizgiyi silmeye çalışmak gibi. Veya görmezden gelip içten içe pasif agresif tavırlar sergilemek, çizgiyi örtmeye çalışmak gibi. Sonuç: Yorgunluk, yıpranma ve bazen de daha fazla kötülük.
Bilgenin yaptığı şey ise dahice: Kendi "iyilik" çizgimizi, kendi "değer" çizgimizi, kendi "başarı" çizgimizi, kendi "pozitif enerji" çizgimizi uzatmak! Birisi sana olumsuz bir enerji mi yayıyor? Sen kendi ışığını o kadar artır ki, onun gölgesi senin yanında küçücük kalsın. Bir eleştiri mi aldın? O eleştiriye takılıp kalmak yerine, kendi işine, üretimine, iyi niyetine odaklan. Kendi "uzun çizgini" çiz. Göreceksin, o "kötü" çizgi kendi kendine küçülmeye başlayacak, önemsizleşecek.
Bu, pasiflik demek değil asla. Haksızlık karşısında susmak hiç değil. Gerektiğinde sınır koymak, kendimizi korumak elbette önemli. Ama bunu yaparken bile, niyetimiz karşı tarafı "yenmek" değil, kendi alanımızı "iyi" ile doldurmak olmalı. Kendi pozitifliğimizi, yaratıcılığımızı, sevgimizi ve erdemlerimizi o kadar büyütmeliyiz ki, etrafımızdaki olumsuzluklar ister istemez gölgede kalsın. Tıpkı bilgenin 1.20 metrelik çizgisinin, 60 cm'lik çizgiyi küçültmesi gibi.
Düşünsenize, birisi hakkınızda kötü bir şey mi söyledi? Siz buna odaklanmak yerine, daha çok üretin, daha çok sevin, daha çok kendinize yatırım yapın. Sizin o kocaman "iyi" çizginiz, karşıdaki "kötü" çizginin anlamsızlığını ortaya çıkaracaktır. Çünkü en büyük cevap, genellikle kelimelerde değil, eylemlerimizdedir. Kötülüğe karşı en güçlü kalkanımız, kendi içimizdeki ışığı büyütmekten ibaret.
Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Kendi "uzun çizginizi" nasıl çizersiniz bu hayatta? Hangi "iyilikler" sizin için o çizgiyi uzatmanın bir yolu?
Sevgilerimle,
