700 Yıl Sonra Bile Mat

post-title

 

“Satrancı öyle oyna ki, yedi yüz yıl sonra bile mat diyebilesin.”

— Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Bazı sözler vardır; yalnızca ait oldukları zamanı değil, yüzyıllar sonrasını da aydınlatır. Çünkü onlar dile değil, doğrudan zihne ve kalbe yazılmıştır. Mevlânâ’nın bu cümlesi de bana kalırsa, böyle bir yankı taşıyor. Yüzeyde bir oyundan bahsediyor gibi görünse de, aslında insanın varoluşuna, niyetine ve ardında bırakacağı iz’e dair kadim ve derin bir çağrıdır bu…

Tabii ki satranç, burada taşların yer değiştirdiği bir oyundan ibaret değil. Bu benzetmede mesele, kazanıp kazanmadığın değil; hangi değerle oynadığın, hangi değeri oyuncak ettiğin… Hangi düşünceyle, hangi bilgelikle ve hangi ahlâkî referansla... Çünkü yaşam da bir nevi oyun gibi — net kuralları olan ve olmayan aynı zamanda da etkileri çok uzağa ulaşabilen bir oyun. Her karar bir hamle, her hamle bir iz. Ve her iz, ardında bir niyet taşır.

İnsanın hayatı boyunca yaptığı seçimler, görünmeyen bir tahtanın üzerinde ilerleyen düşünceler gibidir. Kimileri aceleyle yapılır, kimileri alışkanlıkla. Ama bazı hamleler vardır ki sessizdir; fakat yankısı, zamanın bile ötesine uzanır. Onların ardında sarsılmaz bir öz, bir farkındalık, bir “neden” vardır. Ben buna “anlamla yapılan hamle” diyorum.

Felsefe bize hep şunu hatırlatır: Bir davranışın değeri, sadece sonucunda değil — niyetinin derinliğindedir. O hâlde içtenlikle kendimize şunu sormamız gerek: Bugün attığım adım, neden kaynaklanıyor? O taşı gerçekten “neden” oynuyorum? İçsel bir tutarlılıkla mı, yoksa dışsal bir tepkiyle mi?

Çünkü kimi zaman tek bir davranış, hiç tanımadığımız bir insanın da yönünü değiştirir. Kimi zaman farkında bile olmadan söylediğimiz bir cümle, bir başkasının karanlığına sızar. Belki biz çoktan gitmiş oluruz; ama niyetimiz, hâlâ oyunda kalır. Çünkü bazı izler fiziksel değildir; bazı zaferler görünmezdir. Ama etkileri büyüktür, sessizdir, kalıcıdır.

Gerçek ustalık, oyunu kazanmakta değil; oynarken zamana karşı bir iz bırakabilmekte gizlidir. İçsel bütünlüğünü koruyarak, gerçeğine sadık kalarak oynayabilmekte. Mesele, hiçbir zaman için rakibini mat etmek değil — yaşamın ortasında, değerlerinden şaşmadan taşı doğru yere koyabilmektir.

Ve bazen, o hamleyi kimse fark etmez. Hiçbir alkış duyulmaz. Ama bir gün biri, geçmişe bakar, tahtanın bir köşesini işaret eder ve şöyle der:
“İşte burada, hakikatle oynanmış bir hamle var.”

Ben bu aralar kendime sıkça bunu soruyorum:
Bugün yaptığım seçimler — bir düşüncenin meyvesi mi?
Yoksa sadece geçici bir tepki mi?

Ve eğer bir gün biri, benim bıraktığım izden geçecekse…
O izden ne anlayacak, ne hissedecek, ne öğrenecek?

Belki de mesele tam da budur:
Taş gibi geçip gitmemek…
Yankı gibi kalabilmek.

Sevgilerimle,

E-Bülten

Aboneliği