Her yıl bir “yılın kelimesi” seçiliyor ve bu yılki kelime, başlı başına bir tartışma konusu: beyin çürümesi. Ne zarif, ne dramatik bir ifade değil mi? Daha duyar duymaz insanın aklına bir kitaplık dolusu tozlanmış ansiklopedi ya da yanlış bir çığlıkla doğru cevabı boğan X (eski adıyla Twitter) tartışmaları geliyor. Ama korkmayın, bu yazıda “ah vah” etmek yerine sizi biraz gülümsetip biraz da düşündürmeyi hedefliyorum. Beyin neden çürüyor? Ve daha da önemlisi, bu konuda neden paniğe kapılıyoruz?
Tarih sayfalarını biraz karıştıralım. Matbaanın icat edildiği yıllara dönelim mesela. O dönemde de “beyin çürümesi” diyemeseler de, benzer korkular vardı. İnsanlar, “Matbaa çıktı, mertlik bozuldu” tadında konuşuyordu. El yazması kitapların zarafetinden dem vuruyor, matbaanın bilgiyi ayağa düşüreceğinden korkuyorlardı. Oysa bugün matbaayı insanlık tarihinin en devrimsel buluşlarından biri olarak kabul ediyoruz. Kimse dönüp de “Ah şu matbaa, ne zararlı bir icattı” demiyor. Peki, matbaa mı değişti, biz mi? Elbette biz. Zamanla alıştık ve o dönemin paniğini bir güzel unuttuk.
Sonra televizyon geldi. Ah, o ilk günlerin korkusu! “Televizyon kitap okumayı öldürecek,” dediler. “Çocuklar ekrana yapışacak, toplumsal çöküş başlayacak,” diye haykırdılar. Kabul edelim, televizyon bazı alışkanlıklarımızı değiştirdi. Ama dürüst olalım: Televizyon yokken herkes Dostoyevski mi okuyordu? Akşamları her hanede büyük edebiyat tartışmaları mı yapılıyordu? Yoksa çoğumuz gündelik dertlerimizle mi meşguldük? Televizyon, yeni bir seçenek sundu. İnsanlar bu seçeneği kullanmayı öğrendi ya da öğrenemedi. Gerçek şu ki, korkulan hiçbir felaket yaşanmadı; sadece toplumsal alışkanlıklarımız evrildi.
Bugün ise internet ve yapay zekâ, aynı korkularla karşı karşıya. “Beyin çürüyor” diyoruz. Haklılık payı var, itiraz etmiyorum. Google’a yazdığınız her soruya saniyeler içinde yüzlerce cevap alıyorsunuz. Ancak bu cevapların kaçı doğru, kaçı uydurma? İşte burası tam bir mayın tarlası. Sosyal medyada gördüğümüz parlak ama sahte bilgiler, algoritmaların bizi yankı odalarına hapsetmesi… Bunlar, “beyin çürümesi” kavramının temelini oluşturuyor. Ancak durun bir dakika, gerçekten suçlu teknoloji mi?
Sorunu teknolojiye yüklemek işin kolay tarafı. Daha zor olanı ise aynaya bakmak. Beyin çürümesi dediğimiz şey, aslında bizim bilinçli seçimler yapamıyor olmamızın bir sonucu. İnternetin devasa bilgi denizinde bir süzgeçle gezmek yerine, dev bir kepçe kullanıyoruz. Halbuki ihtiyacımız olan şey, bilgiyi ayıklamak için biraz sabır ve biraz da eleştirel düşünce. İşte tam bu noktada eğitim devreye giriyor. Çocuklara sadece bilgi aktarmak yetmez; aynı zamanda bilgiyi nasıl analiz edeceklerini ve doğruyu yanlıştan nasıl ayıracaklarını öğretmeliyiz. Eleştirel düşünce olmadan beyin çürümesinin panzehirini bulmamız imkânsız.
Bugünün yapay zekâsı ve interneti, geçmişin matbaası ya da televizyonu gibi algılanıyor. Bir yandan korkutuyor, bir yandan hayran bırakıyor. Ama unutmayalım ki, her yeni teknolojik buluş başlangıçta bir korku dalgası yaratır. İnsanlık matbaaya da, televizyona da “tehlikeli” dedi. Şimdi aynısını yapay zekâ için söylüyoruz. Ancak tarih bize gösteriyor ki, bu korkular geçici. Çünkü sorun hiçbir zaman teknolojide değil; teknolojiyi kullanan bizlerde. Teknoloji, ne kadar bilinçli olduğumuz ölçüsünde “iyi” ya da “kötü” oluyor.
Diğer yandan, televizyonlarda yıllardır gördüğümüz çöpleri hatırlayalım: Gelin kaynana dövüşleri, seviyesiz magazin programları, düşük kaliteli diziler… Bunlar yıllarca zihinsel erozyon yaratırken kimse televizyona yasak koymayı düşünmedi. Hayatın içi boşalıp anlam buharlaşırken sosyal medyayı şeytan ilan etmek, bu durumun kolaycılığa kaçan bir uzantısı gibi görünüyor. Bu yüzden meseleyi sadece sosyal medya ya da teknolojinin varlığına bağlamak, asıl problemi ıskalamak olur. Sorun, bu araçları kullanma becerimizde yatıyor.
Sonuç olarak, beyin çürümesi mi dediniz? Evet, çürüyor olabilir. Ama suçlu arıyorsak, önce aynaya bakmamızda fayda var. Teknolojiyi bilinçle kullanmayı öğrenirsek, bilgi ve beyin çürümesinin yerini “entellektüel çiçeklenme” alabilir. Yoksa gün gelir, yılın kelimesi beyin çürümesi değil, “insanlık çürümesi” olur. Aman dikkat!
Sevgilerimle,
