Sahtekarlık Hoş Görülmez

post-title

Literatür sanatını önemsemeye ve keşfetmeye başladığım yıllardı. Edebiyat öğretmenim ile yaptığım sohbetlerden birinde, Pazar sabahları yayınlanan Yaşamdan Dakikalar programını izlememi önermişti. Sonraları müptelası olduğum bu programın sunucularından olan Nebil Özgentürk bir anekdot paylaşmıştı ki bugün hala hatırımda… Portekizli, dönemin diktatör lideri olan Salazar’ın halkının baskıcı yönetimine karşın isyan etmemesi adına faydalandığı 3F’i nasıl bir yöntem haline getirdiğini tarihten örneklerle somutlaştırıyordu. Football, Fado, Fiesta yani; futbol, kadın (karşı cins veya arzulanan) ve festival…

İtiraf etmeliyim ki futbolun işlevsel veya fiziksel yönü nerede biter, taktiksel ve psikolojik yönü nerede başlar ayaküstü sohbetlerden öte bir fikrim yok. Ancak, her spor dalında olduğunu gibi futbola da bütünsel yaklaşmamız gerektiğine inanıyorum.

Futbol, sadece bir fiziksel performanstan ibaret olmasa gerek. Hatta belki de büyük resme baktığımızda fiziksel performans en önemsiz yanı bile olabilir. Taktikleri araştırma, ekipleri analiz etme, nasıl oyun kurmak gerektiğini öngörme gibi kabiliyetleriniz yoksa fiziksel olarak ne kadar randımanlı olursanız olun eksikler veya eksiler muhakkak göze batacaktır.

Kolektif bir efor ister, takım işidir.

Takım demek -asla- on bir futbolcu demek değildir.

On bir vücut, on bir kafa demektir. Üst düzey takımlar, vücutları kadar zihinlerini de kullanır ve dahası… Oyunun prensipleri ve kendine has bir sistemi vardır.

Dürüst ve etik bir oyun için başarıyı belirleyen her unsurun hesaplanması, kontrol altında tutulması şarttır.

José Mourinho’nun Inter’in Şampiyonlar Ligi’nde final oynaması üzerine kurduğu bir cümle vardır; “Biz bir hayalin peşinden koşuyoruz. İnsanın hayallerini takip ermesiyle, saplantısının peşinden koşması aynı şey değildir. Bizimkisi, ‘saplantı’ değil, bir hayal.”

Sadece futboldan anlayan bir antrenörün hiçbir zaman en iyi olamayacağı felsefesini benimsemiş olan Mourinho, başarı ahlakının sınırı olduğunu ve ülkeden ülkeye değişeceğini söylemleriyle detaylandırır: 

-Benim ülkemde, Portekiz’de bir futbolcu ceza alanında sahtekarlık yapıp kendini yere atar ve hakeme yutturursa bu iyi bir şeydir! Taraftarlar o futbolcuyu sever, alkışlar. Doğru yaptığını düşünür. İngiltere’de bir futbolcu aynı şeyi yaparsa , kendi taraftarı bile ıslıklar. İspanya’da da bu böyle. Sahtekarlık hoş görülmez.

Ve devam eder; “Profesyonel futbolu, yumurta ve omlet arasındaki ilişkiye benzetiyorum. Yumurtanız yoksa omlet yapamazsınız! Ancak, her yumurtadan da omlet yapamazsınız. İyi bir omlet için kaliteli bir yumurta gerekir.

Kalite her şey ama her şeydir. Doksan dakikasından tutun da doksan küsur yıllık hayatlarımıza değin hayatımızın her anında kalite mühimdir.

Bir hayat ile başlar, diğer hayatlara dokunur. Bireysel kimlik aile kimliğini, takımlarınki ise memleket hatta ülke kimliği var eder.

Düşünülmeden, tasarlanmadan atılan alelade her adım itibardan çalar. 

Azınlık gibi düşünüp, çoğunluk gibi konuşmak gerektiği gibi, çoğunluğun konuştuğundan da kendi hayatlarımıza pay çıkarmak gerekir.

İnsan hakkında olan her şey insanı ilgilendirdiği gibi ilgilendirmelidir de… Bu ahkam kesmek değildir.

Baltasar Graciân'ın okuyucularına seslenişinin, bizlere ibret çağrısı olmasını dilerim;

“Değişken talih karşısında neşe, sert kanunlar karşısında sağlık, kusurlu doğa karşısında iyi sanat ve hepsi için de bir tam doz anlayış.”

Aynaya baktığımızda… Ailemize veya arkadaşlarımıza mahcup kaldığımızda üzerimize düşeni yerine getirebilirsek; inanıyorum ki, toplumsal yanlışlarımızın telafisini de geciktirmeden yapıyor olacağız.

Sahtekarlığın hoş görülmediği günlere!

Umutla,

Ve sevgilerimle,

E-Bülten

Aboneliği